KACAKYOLCU.com sordu:
"Genel bir soru(n) olarak 'biz şair ve yazarlar nerede hata yaptık?' "
“Hakikati kalbinden ve kaleminden kovan şuara ve muharririn günahları saymakla bitmeyecektir.”
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”
Ziya Paşa
Yazmanın kendisi bizatihi söze karşı bir hata bir kusurdur. Yazmayı, konuşmaya açılmış bir savaş olarak yorumlamak, sanırım hata olmayacaktır. Zira konuşma dediğimiz şey, bir mahlûk olarak insanın ontolojik tarafına tekabül eder. İnsanın en anlamlı yanı olan sözü yerinden eden yazının banileri olarak biz şair ve yazarlar, salt söze karşı değil aynı zamanda hayata karşı da mahkûmuz. Çünkü yazı, söze dair bütün bir birikimi ve anlamı massetmeye meyyal, hayata dair ne varsa mütecemmid kılan, onu kendine yontan ve yutan emperyalist bir eylemdir. Hâlbuki kelimelerin temeli sözlü iletişimde yani sözde karşılık bulur; buna karşın yazı kelimeleri görsel boyuta hapseder. Yazık ki yazı ve söz arasındaki ilişkinin hakikati bu olmakla beraber, emperyal bir eylem olarak yazı zihinlerde kutsal bir karşılığa denk gelmektedir. Bu durumu göz ardı etmek mümkün değil. Öyle ki kültürel bağlamda yazı, mukaddes bir ‘şey’ olarak karşımıza çıkmakta, hatta ilişkilerimizi belirleyen aracın amaca tebeddül edilmiş halidir diyebiliriz. Belki irdelememiz gereken mesele, bizatihi yazı değil, yazının etrafında oluşturulan ‘bulutsuluk’ ve dolayısıyla ‘tılsım’dır. Çünkü yazı/şiir sahih ve hakikat zemini üzerine inşa edilmediğinde, sözü ve geçmişi tüketen, onu yerinden eden bir şeye dönüşecektir. Biz sözün köpeği şair ve yazarların hataları tam da burada başlıyor kanımca.
Hakikati kalbinden ve kaleminden kovan, sözü muhasara edip camid kılan, salt estetize yanıyla uğraşan şuara ve muharririn günahları saymakla bitmeyecektir. Âdem’in fırlatılmışlığından nasipsiz, payına düşen hataların idrakinden ırak olanların, yeni hatalarla varoluş sahnesinin yükünü ağırlaştırmaları ironik bir duruma tekabül eder. Her şeyden evvel, kendine itibarı, inancı ve güveni olmayanların büyük ‘kurtarıcı’ edasıyla poz kesmeleri, çağımızın olmasa da üzerinde yaşadığımız coğrafyanın bir hastalığı ve ironisi olsa gerek. Bu davranış biçimi, yani müseylemetül-kezzâb temayülü, maalesef kalem erbabının arasına mesafe koyamadığı bir haslet olagelmiştir. Dağın anlamından bihaber olup küçük dağların yaratıcısı olmaya soyunmak yoksa nasıl izah edilebilir.
Çıktım erik dalına/anda yedim üzümü.
Showing posts with label şiir. Show all posts
Showing posts with label şiir. Show all posts
Tuesday, 6 August 2013
Friday, 24 August 2012
BALON
Tuhaf değil mi beklemek bir köşebaşında
Şunca geçen yılın hatırına taşımak içinde
Gri kurşunlar ağırlığında uçurtmak balonu
Neden suskun sözleri şeyh adînin
Ahh yas tutmuyorum bilsen
Ahh durup göğe eğilsem
Bir merhamet bırakıyorum avuçlarınıza...
Neden suskun sözleri şeyh adînin
Ahh yas tutmuyorum bilsen
Ahh durup göğe eğilsem
Yoksa kimse tutamaz beni burada, bu saatte
Bağışlıyorum sizi ey
Bağışlıyorum tuhaf değil mi
Bakın, havaya savuruyorum günahlarınızı bir bir
Göğe eğiliyorum fark eder elbet
Bir bir eğiliyorum n’aber
Sıkı durun bu bir şiir değil
Şaşırdınız bay hipertansiyon n’aber
İtiraf edin bunu beklemiyordunuz
Aklınıza gelmezdi balon uçurmanın sevmek olduğunu
Hadi ama kabul edin işimiz gücümüz var
Evde çoluk çocuk bir de kedilerimiz
Ne güzel renkleri vardı onların…
Lafı uzattığıma bakmayın
Bir güvercinin tedirginliğidir, anladınız onu
Sahi İsa göğe çekilmişti değil mi!..
Özgür Edebiyat dergisi
Kasım-Aralık 2011
Şunca geçen yılın hatırına taşımak içinde
Gri kurşunlar ağırlığında uçurtmak balonu
Neden suskun sözleri şeyh adînin
Ahh yas tutmuyorum bilsen
Ahh durup göğe eğilsem
Bir merhamet bırakıyorum avuçlarınıza...
Neden suskun sözleri şeyh adînin
Ahh yas tutmuyorum bilsen
Ahh durup göğe eğilsem
Yoksa kimse tutamaz beni burada, bu saatte
Bağışlıyorum sizi ey
Bağışlıyorum tuhaf değil mi
Bakın, havaya savuruyorum günahlarınızı bir bir
Göğe eğiliyorum fark eder elbet
Bir bir eğiliyorum n’aber
Sıkı durun bu bir şiir değil
Şaşırdınız bay hipertansiyon n’aber
İtiraf edin bunu beklemiyordunuz
Aklınıza gelmezdi balon uçurmanın sevmek olduğunu
Hadi ama kabul edin işimiz gücümüz var
Evde çoluk çocuk bir de kedilerimiz
Ne güzel renkleri vardı onların…
Lafı uzattığıma bakmayın
Bir güvercinin tedirginliğidir, anladınız onu
Sahi İsa göğe çekilmişti değil mi!..
Özgür Edebiyat dergisi
Kasım-Aralık 2011
Tuesday, 24 August 2010
Şiir gençliktir!
Haydar ERGÜLEN
Çok genç şair var, daha da olsun, çünkü şiir gençlik demektir, genç işidir. Kayıp Tablet (Yom) en gençlerden Hasip Bingöl'ün ilk kitabı. Doğulu izleklerle, söylencelerle oluşturulmuş bir şiirin de en yeni seslerinden. Kendine özgü bir sözlüğü genişletmeye çalışan bu şiir, bizi Türkçenin doğusundaki kayıp seslere ulaştırmak gibi bir görevi de üstlenmiş. Bunu da layığıyla yerine getiriyor. Acılı bir kavmin kaçınılmaz sözcüsü olmanın getirdiği kederse tüm şiirlere sirayet ediyor: kendi dilimde yabancı buldum sözlerimi/ kendi sesimin limanına sığınmak/ ve kendi suretime dönmek için/ yüzümü sildim gül yapraklarıyla/ yazık ki kavmimin sözcüsü kıldığım güller/ zakkum ağacının gölgesiyle büyümüş/ yüzümdeki acılık, sözlerimdeki eğrilik. Daha ilk kitabında uzun şiirlere yönelmiş olması da şiirinin kuruluşundaki söylence biçemini daha da geliştireceğinin bir işareti. Hasip Bingöl daha oylumlu şiirlerinde de benzer bir başarıya göstereceğe benziyor.
Radikal Kitap, 29 Haziran 2007
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6516
Çok genç şair var, daha da olsun, çünkü şiir gençlik demektir, genç işidir. Kayıp Tablet (Yom) en gençlerden Hasip Bingöl'ün ilk kitabı. Doğulu izleklerle, söylencelerle oluşturulmuş bir şiirin de en yeni seslerinden. Kendine özgü bir sözlüğü genişletmeye çalışan bu şiir, bizi Türkçenin doğusundaki kayıp seslere ulaştırmak gibi bir görevi de üstlenmiş. Bunu da layığıyla yerine getiriyor. Acılı bir kavmin kaçınılmaz sözcüsü olmanın getirdiği kederse tüm şiirlere sirayet ediyor: kendi dilimde yabancı buldum sözlerimi/ kendi sesimin limanına sığınmak/ ve kendi suretime dönmek için/ yüzümü sildim gül yapraklarıyla/ yazık ki kavmimin sözcüsü kıldığım güller/ zakkum ağacının gölgesiyle büyümüş/ yüzümdeki acılık, sözlerimdeki eğrilik. Daha ilk kitabında uzun şiirlere yönelmiş olması da şiirinin kuruluşundaki söylence biçemini daha da geliştireceğinin bir işareti. Hasip Bingöl daha oylumlu şiirlerinde de benzer bir başarıya göstereceğe benziyor.
Radikal Kitap, 29 Haziran 2007
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6516
Monday, 9 August 2010
Şehir, ben ve Ortadoğu
ORHAN KAHYAOĞLU
Aralarında uzak da olsa bir akrabalık hissedilebilen iki şiir kitabı var elimizde. Şeref Bilsel'in Mecnûn Dalı ve Hasip Bingöl'ün Kayıp Tablet'i. Şeref Bilsel, bir önceki kitabındaki gibi, riskli bir şiir arayışının peşinde. Türkçe yazılan şiirin, halk şiiri de dahil birçok geleneksel kaynağıyla, İkinci Yeni gibi modernist şiir akımlarının; kesişme, hatta kaynaşma noktasında bir bileşenini arıyor gibi. Öte yandan, merkezi şehirli sezgiciliğine yaslansa da öz itibarıyla Doğulu, Ortadoğulu bir duyarganın içinde gezinen bir şiir üretme kaygısı yakalanıyor. Dolayısıyla, çatışkılarla dolu bir 'ben'i damıtıp, su yüzüne çıkararak bir şiir oluşturma çabası var. Kitaptaki çoğu şiirde, bu arayışın damıtılmış örnekleriyle karşılaşılıyoruz. Ama, bazı şiirlerde değindiğimiz türden bir özgünlüğe ulaşılamıyor. Örneğin, başta Cemal Süreya olmak üzere, bazı şairlerin ömür boyu kovaladığı, Ortadoğu'ya özgü bir şiir sorunsalının, takipçisi gözüküyor. Bazense bu etkileşimden sıyrılıp, tamamen kendi ben'ine kilitlenerek yazdığı, son derece özgün şiirlere rastlanıyor. Yine de, günümüz şiir ortalamasının bir adım önünde giden bir şiir yapılanması olarak değerlendirilebilir bu şairin çabaları. Şeref Bilsel, oldukça genç bir şair. Hasip Bingöl'se çok daha genç. Kayıp Tablet onun ilk kitabı. Bu kitaptaki şiirlerde Ortadoğu daha kökte bir sorunsal olarak ön plana çıkmış. Ortadoğu'nun kültür, dil, söylem ve sözcükleri üzerine kurulmuş bir şiir bu. O da, tabii ki, bir şehirli duyargasıyla yazıyor şiirlerini. Ancak Ortadoğu dil ve kültürüne mesafe şöyle dursun, hemen tüm kitaptaki şiirlerin kurgu ve kökleri, Ortadoğu'nun tam içinden, dibinden fışkırıyor. Kendi şehirde, ben'i büyük ölçüde Ortadoğulu. Şiiri hemen hemen bu dil ve hatta söylencelere yaslanarak yazılmış. Kitabı, yaşı çok genç olduğu halde teknik açıdan çok yetkin bir yapıya sahip. Ancak, bu yapısal güçlülüğün içinde, birçok modern şairin şiirlerinden etkiler, izdüşümlerle karşılaşılıyor. Hele kitabın son şiiri 'şehvet ve hazine'de İsmet Özel şiirinin teknik kadar ses ve formlarından da fazlasıyla esinlendiği dikkat çekici.
Hasip Bingöl 'Kayıp Tablet'ini bulacak mı?
Kayıp Tablet, Bingöl'ün varlık ve hiçlik duygularının tüm gerginliğiyle su yüzüne çıktığı bir kitap. O dil, söylem ve kullandığı sözcüklerle Ortadoğulu bir kimlik ve ben'inin çatışkılarıyla bezeli bir ben. İşin hoş yanı, özellikle 'Kantadı' adlı kitabın birinci bölümünde var olan üç uzun şiirin, aynı temel kanalı, izlekleri işaretlemesinin yanında, şairin kendine ait bir dil ve yapıyı başarıyla oluşturması. Bu üç şiirin tamamen Hasip Bingöl'ün yaratısı olduğunu söylemek zor. Ama, büyük ölçüde kendi şiirinin hakikiliğini hissediyor insan. Çeşitli dizelerde Ece Ayhan'dan Sezai Karakoç ve Ülkü Tamer'e ait izleklere dolayımlı da olsa rastlanıyor. İkinci Yeni şiirinin ruhu büyük ölçüde sinebiliyor bu şiirlere. Ama, öte yandan Ahmet Arif şiirinin sorunsalıyla hiçbir bağ kurmadan, yine tam içinden, dibinden bir Ortadoğu duyarlılığını şiirine yedirebiliyor. Dize yapısı, sözcük seçimleri ve oluşturduğu kültürel kuşatıcılık noktasında çok etkili kesitlerde var. 'si bemol' adlı ilk şiir kendine has, ilginç bir ruhaniliği içinde barındırıyor. Değişik bir imgelemi var. Çok güçlü değil, ama etkili, kuşatıcı. Ortadoğu'da yaşanan keder yüklü dünyayı şair kendi ben'inden hareketle ilginç bir vücuda dönüştürmüş. Şairin kendi ben'iyle sen'i birlikte yolculuk ediyorlar. Aynı ben'e dair sorgu 'taş okumaları' şiirinde de derinleşiyor. Aynı sorunsal, tutkular düzeyinde şiir varoluşunu derinlemesine sorguluyor. 'zâtür're' adlı üçüncü şiirdeyse, sıraladığımız özelliklere ek olarak Bingöl'e has bir melankolinin bu uzun şiiri kuşatışı dikkat çekiyor. Bu şiirlerde dikkat çeken musiki ve tonlamalar özelikle 'zâtür're' adlı şiirde yetkin bir düzleme ulaşıyor. İşin ilginç yanı, bu dipten gelen Ortadoğulu duyarlılığın, bir şehirlinin kimliğiyle, ben'iyle çoğu kez kesişmesi. Hepatiti, melankolisi vs.'siyle apayrı çatışkılı semboller bunlar. Modern bir kurguyla, geleneksel, hatta etnik duyarlılıkların kazınmaya, çakışmaya devam ettiği ikinci bir bölüm daha var bu kitapta. Adı da 'Kayıp Tablet'. 'ilk oku... kalbime' adlı şiir de güçlü bir imge dünyasıyla bezeli. Keder tüm sıcaklığıyla sürüyor. Sanki Ortadoğu kökenli, apayrı bir ben'in yaradılışının peşinde. Dolayısıyla da yoğun mistik atmosfer, kederle iç içe, tutku yoluyla özel bir algıya dönüşüyor. Zaten süreç içinde şairin ağırlıklı İslami, hem de Hıristiyan kültürlerine yaptığı göndermelere rastlanıyor. İsmet Özel şiirinin dolaylı esinleriyle karşılaşılıyor. 'prematüre' şiirinde görece az, ama 'şehvet ve hazine' şiirinde dil, form ve söylem açısından İsmet Özel şiirinin açık etki ve kuşatıcılığı var. Şiirler güçlü, ama özellikle ikincisi, yarattığı heyecana rağmen Bingöl"ün daha kendine has bir dili henüz tam anlamıyla oluşturamadığını gösteriyor. Belki bir ilk kitap olarak kaçınılmaz bir esin bu. Şairin hangi şiirleri öncelikle yazdığını bilemiyoruz. Ama, ilk bölüm çok daha yetkin ve Bingöl'e özgü. Bingöl çok genç bir şair. Ve bu değindiğimiz saplantıyı aştığı noktada inanılmaz güçlü bir şair olmaya aday. Özellikle ilk bölümdeki üç şiirindeki gibi.
Radikal Kitap, 01/06/2007
KAYIP TABLET, Hasip Bingöl, Yom Yayınları, 2007, 64 sayfa
Aralarında uzak da olsa bir akrabalık hissedilebilen iki şiir kitabı var elimizde. Şeref Bilsel'in Mecnûn Dalı ve Hasip Bingöl'ün Kayıp Tablet'i. Şeref Bilsel, bir önceki kitabındaki gibi, riskli bir şiir arayışının peşinde. Türkçe yazılan şiirin, halk şiiri de dahil birçok geleneksel kaynağıyla, İkinci Yeni gibi modernist şiir akımlarının; kesişme, hatta kaynaşma noktasında bir bileşenini arıyor gibi. Öte yandan, merkezi şehirli sezgiciliğine yaslansa da öz itibarıyla Doğulu, Ortadoğulu bir duyarganın içinde gezinen bir şiir üretme kaygısı yakalanıyor. Dolayısıyla, çatışkılarla dolu bir 'ben'i damıtıp, su yüzüne çıkararak bir şiir oluşturma çabası var. Kitaptaki çoğu şiirde, bu arayışın damıtılmış örnekleriyle karşılaşılıyoruz. Ama, bazı şiirlerde değindiğimiz türden bir özgünlüğe ulaşılamıyor. Örneğin, başta Cemal Süreya olmak üzere, bazı şairlerin ömür boyu kovaladığı, Ortadoğu'ya özgü bir şiir sorunsalının, takipçisi gözüküyor. Bazense bu etkileşimden sıyrılıp, tamamen kendi ben'ine kilitlenerek yazdığı, son derece özgün şiirlere rastlanıyor. Yine de, günümüz şiir ortalamasının bir adım önünde giden bir şiir yapılanması olarak değerlendirilebilir bu şairin çabaları. Şeref Bilsel, oldukça genç bir şair. Hasip Bingöl'se çok daha genç. Kayıp Tablet onun ilk kitabı. Bu kitaptaki şiirlerde Ortadoğu daha kökte bir sorunsal olarak ön plana çıkmış. Ortadoğu'nun kültür, dil, söylem ve sözcükleri üzerine kurulmuş bir şiir bu. O da, tabii ki, bir şehirli duyargasıyla yazıyor şiirlerini. Ancak Ortadoğu dil ve kültürüne mesafe şöyle dursun, hemen tüm kitaptaki şiirlerin kurgu ve kökleri, Ortadoğu'nun tam içinden, dibinden fışkırıyor. Kendi şehirde, ben'i büyük ölçüde Ortadoğulu. Şiiri hemen hemen bu dil ve hatta söylencelere yaslanarak yazılmış. Kitabı, yaşı çok genç olduğu halde teknik açıdan çok yetkin bir yapıya sahip. Ancak, bu yapısal güçlülüğün içinde, birçok modern şairin şiirlerinden etkiler, izdüşümlerle karşılaşılıyor. Hele kitabın son şiiri 'şehvet ve hazine'de İsmet Özel şiirinin teknik kadar ses ve formlarından da fazlasıyla esinlendiği dikkat çekici.
Hasip Bingöl 'Kayıp Tablet'ini bulacak mı?
Kayıp Tablet, Bingöl'ün varlık ve hiçlik duygularının tüm gerginliğiyle su yüzüne çıktığı bir kitap. O dil, söylem ve kullandığı sözcüklerle Ortadoğulu bir kimlik ve ben'inin çatışkılarıyla bezeli bir ben. İşin hoş yanı, özellikle 'Kantadı' adlı kitabın birinci bölümünde var olan üç uzun şiirin, aynı temel kanalı, izlekleri işaretlemesinin yanında, şairin kendine ait bir dil ve yapıyı başarıyla oluşturması. Bu üç şiirin tamamen Hasip Bingöl'ün yaratısı olduğunu söylemek zor. Ama, büyük ölçüde kendi şiirinin hakikiliğini hissediyor insan. Çeşitli dizelerde Ece Ayhan'dan Sezai Karakoç ve Ülkü Tamer'e ait izleklere dolayımlı da olsa rastlanıyor. İkinci Yeni şiirinin ruhu büyük ölçüde sinebiliyor bu şiirlere. Ama, öte yandan Ahmet Arif şiirinin sorunsalıyla hiçbir bağ kurmadan, yine tam içinden, dibinden bir Ortadoğu duyarlılığını şiirine yedirebiliyor. Dize yapısı, sözcük seçimleri ve oluşturduğu kültürel kuşatıcılık noktasında çok etkili kesitlerde var. 'si bemol' adlı ilk şiir kendine has, ilginç bir ruhaniliği içinde barındırıyor. Değişik bir imgelemi var. Çok güçlü değil, ama etkili, kuşatıcı. Ortadoğu'da yaşanan keder yüklü dünyayı şair kendi ben'inden hareketle ilginç bir vücuda dönüştürmüş. Şairin kendi ben'iyle sen'i birlikte yolculuk ediyorlar. Aynı ben'e dair sorgu 'taş okumaları' şiirinde de derinleşiyor. Aynı sorunsal, tutkular düzeyinde şiir varoluşunu derinlemesine sorguluyor. 'zâtür're' adlı üçüncü şiirdeyse, sıraladığımız özelliklere ek olarak Bingöl'e has bir melankolinin bu uzun şiiri kuşatışı dikkat çekiyor. Bu şiirlerde dikkat çeken musiki ve tonlamalar özelikle 'zâtür're' adlı şiirde yetkin bir düzleme ulaşıyor. İşin ilginç yanı, bu dipten gelen Ortadoğulu duyarlılığın, bir şehirlinin kimliğiyle, ben'iyle çoğu kez kesişmesi. Hepatiti, melankolisi vs.'siyle apayrı çatışkılı semboller bunlar. Modern bir kurguyla, geleneksel, hatta etnik duyarlılıkların kazınmaya, çakışmaya devam ettiği ikinci bir bölüm daha var bu kitapta. Adı da 'Kayıp Tablet'. 'ilk oku... kalbime' adlı şiir de güçlü bir imge dünyasıyla bezeli. Keder tüm sıcaklığıyla sürüyor. Sanki Ortadoğu kökenli, apayrı bir ben'in yaradılışının peşinde. Dolayısıyla da yoğun mistik atmosfer, kederle iç içe, tutku yoluyla özel bir algıya dönüşüyor. Zaten süreç içinde şairin ağırlıklı İslami, hem de Hıristiyan kültürlerine yaptığı göndermelere rastlanıyor. İsmet Özel şiirinin dolaylı esinleriyle karşılaşılıyor. 'prematüre' şiirinde görece az, ama 'şehvet ve hazine' şiirinde dil, form ve söylem açısından İsmet Özel şiirinin açık etki ve kuşatıcılığı var. Şiirler güçlü, ama özellikle ikincisi, yarattığı heyecana rağmen Bingöl"ün daha kendine has bir dili henüz tam anlamıyla oluşturamadığını gösteriyor. Belki bir ilk kitap olarak kaçınılmaz bir esin bu. Şairin hangi şiirleri öncelikle yazdığını bilemiyoruz. Ama, ilk bölüm çok daha yetkin ve Bingöl'e özgü. Bingöl çok genç bir şair. Ve bu değindiğimiz saplantıyı aştığı noktada inanılmaz güçlü bir şair olmaya aday. Özellikle ilk bölümdeki üç şiirindeki gibi.
Radikal Kitap, 01/06/2007
KAYIP TABLET, Hasip Bingöl, Yom Yayınları, 2007, 64 sayfa
Sunday, 29 March 2009
AVLU:"GEL EY DENİZİN NAZLI KIZI"
Hasip Bingöl
ve uçmalar ihanet
kilitlenen bakışların ses vermediği
avlu, bir kuşun kalbi
sızıyor yarama.
oysa kadim bir gölgeden devşirildim
yaban ve kıskanç kılındım
tüm metinlerden azat yazgıyla.
eksik sefer tasıyla varılan ihanet
bedel, sanrıların ödünç
bir bekâretle üzerime çalınması.
tepelere seslendim,
vardım ki yağmur henüz
ıslak ve sefir tüm çehrelerde.
mağlûb bir heves değil çekildiğim
meydanlar, arz kılayımbir kadın ki kelamdır.
mücbir sözler söylettim kılındığım
onca eksik duada. beni bulsun
gaflet bildiklerim, hiçbir şey isminden
öte değil. hangi tanım eksikliğiyle
hangi yara tanımıyla giz.
inat bilindi tüm görmeler, kendim sual
iken cevapları mahrem bir ses.
Akatalpa Dergisi, Mayıs 2007
ve uçmalar ihanet
kilitlenen bakışların ses vermediği
avlu, bir kuşun kalbi
sızıyor yarama.
oysa kadim bir gölgeden devşirildim
yaban ve kıskanç kılındım
tüm metinlerden azat yazgıyla.
eksik sefer tasıyla varılan ihanet
bedel, sanrıların ödünç
bir bekâretle üzerime çalınması.
tepelere seslendim,
vardım ki yağmur henüz
ıslak ve sefir tüm çehrelerde.
mağlûb bir heves değil çekildiğim
meydanlar, arz kılayımbir kadın ki kelamdır.
mücbir sözler söylettim kılındığım
onca eksik duada. beni bulsun
gaflet bildiklerim, hiçbir şey isminden
öte değil. hangi tanım eksikliğiyle
hangi yara tanımıyla giz.
inat bilindi tüm görmeler, kendim sual
iken cevapları mahrem bir ses.
Akatalpa Dergisi, Mayıs 2007
Subscribe to:
Posts (Atom)
-
[ Yılmaz Güney'in UMUT'u üzerine yazdığım deneme] Hasip Bingöl Utkular alkışlar içinde ölmeye Mis kokular biriktirenle...
-
Hasip Bingöl Dost olsun, düşman olsun sözünü söyle Herkes dinlesin “iyidir” desin ‘Vîs û Râmîn’ Romanın hayatımıza ...
-
RESMİ HİZMETE MAHSUS ÇOCUKLUĞUM Uzaktan gören herkesin fısıldadığı cümleydi. Bir ağaç neden bir dağın gövdesine oturur, saçlarıyla ok...